| Rize'lileri Aşağılayan Yazıya Cevap Geldi |
|
Rize'lileri aşağılamaya dönük kaleme aldığı yazı ile tüm Rize'lilerin tepkisini çeken yazar(!)a cevap Fatih Sultan Kar'dan geldi...Ayrıca yazar bir yazısında "Benim kökenim Yahudi" demişti...İşte şok edici ayrıntılar... Uy! yikilduk da kapanduk Oray Eğin artık Rize’ye gelmeyecekmiş!
Hep yalan mı yazayı söyle senin kalemin Şarlatanı olmuşsun bütün cümle alemin Nerde askerlik yaptın bir kez de ona değin Sepet düşsün kafana hohol ol Oray Eğin
Mustafa Kemal Atatürk, kurtuluş savaşından yeni çıkan Rizelililer’e ithafen kendi el yazısıyla Ankara’dan Rize Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti’ne gönderdiği ve “Öteden beri herkesin yakından bildiği kahramanlıklarıyla kendilerini tanıtmış olan Rize ahalinin ülkenin kurtuluşu için azim ve üstün gayretlerini takdir ederiz” sözlerini içeren telgrafı Rize için gurur vericidir. Rizeliler kurtuluş savaşında hep ön planda olmuş, başrolü oynamışlardır. Gazeteci Oray Eğin’in günümüzde sefa sürdüğü Etiler, Tarabya dahil bütün İstanbul kuşatma altında iken Rize-Çayelili Ketencioğlu Yakup, İyidereli İlyas Sami Kalkavanoğlu ve Rizeli gönüllüler karadan-denizden mücadele vermiş, kurtuluşa baş koymuşlardır.
Fenerbahçe Kulübü eski başkanı Ali Şen, Haziran 2003 tarihinde Star Gazetesi’nde “Küçük Yerin Büyük İnsanları” başlıklı bir yazı yazar. Yazısında Rizeliler’i “Çalışkan, tuttuğunu koparan, ekmeğini taştan çıkaran insanlar” olarak niteler. Rize bugüne değin üç başbakan (Sadrazam Damat Mehmet Ali Paşa, Ahmet Mesut Yılmaz ve Recep Tayyip Erdoğan) çıkaran şehir. Bugün ülkemizi yöneten Başbakan Rizeli’dir. Siyasetçi Besim Tibuk, Murat Karayalçın, TBMM Başkanı Köksal Toptan, ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Alper Taş, organ nakli konusunda başarısı dünyaca kanıtlanmış Prof. Dr. Mehmet Haberal, en güzel özgün müziklerin sözlerini yazan şair İbrahim Karaca, Baba Reis Ekrem Orhon da Rizeli’dir.
Rizeliler günümüzde de bu ülkenin çimentosudur. Her sektörde ülkemize katkı sağlayan konumundadır. Hal böyle iken Gazeteci Hakan Gülseven’in "askerlik yapmamak için rapor peşinde koştuğunu" yazdığı, bazılarına göre gazeteci, bana göre kavgacı ve şovmen Oray Eğin; kısa bir süre kaldığı Rize’den dönüşte ilimizi, insanlarımızın inanç değerlerini eleştirerek her konumda güçlü olan Rizeliler üzerinden reklam yapma uğraşına giriyor. Yok kardeşim Rize’de içki içecek yer yokmuş. İşte yalanın danıskası. Rize Şehir Kulübü, Dedeman Oteli, diğer otellerin restoranların, şehrin birçok yerinde alkol almak isteyen bu isteğini pek tabi gerçekleştirir. Ha Eğin buraları görememişse iyi bir gözlükçü tavsiye edebiliriz. Bu alanda da faaliyet gösteren Rizeli hemşehrilerimiz mevcuttur.
İnsanların giyim kuşam özgürlüğüne dil uzatan bu sözde gazeteci bir daha Rize’ye gelmeyecekmiş. Uy, yikildum da kapandum! Hiçbir siyasi parti ile bağı olmayan biri olarak söylüyorum. “Rize´den bir süre Türkiye´nin CHP´li belediyeler dışındaki illerine gitmeme kararıyla döndüm” sözü siyasi hazımsızlıktır. CHP dışındaki partilere oy verenlerin tercihine, demokrasiye saygı duymamaktır.
HEPİMİZ "ŞULEBAŞ" OLMUŞUZ Geçen haftasonunu Rize'de geçirdim. Yedi sene sonra yeniden Ayder Yaylası'ndaydım. Buraya ilk gittiğimde herkes gibi doğanın güzelliği karşısında büyülenmiş, habire fırsat yaratıp bir daha gitmek istemiştim. Ancak yedi sonra denk geldi, heyecanla gittim.Trabzon, iyi bildiğim bir şehirdir. Rize -Trabzon arasındaki sahil yolundan da defalarca geçmişliğim vardır. Mesut Yılmaz'ın Türkiye'ye büyük kazığı Karadeniz otoyolunun tamamlandığını görmemiştim ama, uçaktan iner inmez ilk hayal kırıklığım bu oldu. Önü deniz, arkası orman o muhteşem yol bu kadar çirkinleştirilebilirdi. Karadeniz'e bu kötülüğü yapanın Rizeli Mesut Yılmaz olması da bir Laz fıkrası olabilir adeta. Rize zaten son yıllarda gericiliğiyle toplumsal hafızamıza kazınan bir şehir: Çok da garip bir karışım gerçi. İsmail Türüt ve Şevki Yılmaz gibi grotesk figürler de buradan çıkma, Tarkan ve Cihan Doğan gibi parıltılı şarkıcılar da. Ama tabii Rize çoktandır hepimiz için sadece Recep Tayyip Erdoğan'ın memleketi. Rize'ye sık sık giden ve memleketini çok seven Erdoğan'ın Rize'de işlenen şehircilik cinayetini görmememesi, bu konuda herhangi bir adım atmaması çok şaşırtıcı, üzücü.Hele hele Ayder Yaylası. Laz mimarisi cinayetleri burayı kısa sürede yok edecek bir beton yığınına dönüştürecek. Hayatımda gördüğüm en çirkin yapılaşmalardan biri Rize'yse, Ayder Yaylası'na yapılan da ancak buna eşdeğer bir doğa katliamı olabilir. Tıpkı Alaçatı'da taş evlerin restore edilip, buraların kıymete binmesi için galiba Ayder'e de İstanbullu işgali gerekiyor.Ama bu gidişle çok zor. Zira 'tersine Darwinizm'e örnek olabilecek bir gerileme var Rize'de. Burası zaten gerici, bağnaz bir şehriydi Türkiye'nin ama en son yedi sene önce buralara gelmiş birini bile şaşırtacak kadar karanlık bir yer olmaya doğru gittiğini gördüm.Çoktandır 'Bütün Anadolu kırmızı sokaklarla dolu' diye bağırıp duran gezgin-yazar Mehmet Yaşin haklı. İçki içecek yer bulmak imkansız. Ama içkinin ötesinde bütün yerel özellikler de 'apartmanlaşma' sürecine kurban gitmiş görünüyor. Rizeliler'in dağ tepeleri de dahil olmak üzere bir zamanlar bahçeli evlerin bulunduğu yerlere apartman dikmelerinin altında kuşkusuz sınıf atlama arzuları yatıyor. Rol modellerinden öyle görmüş olmalılar: Apartmanın zenginlik ve kentlilik olduğuna yanlış bir şekilde inandırılmışlar.Bir de kadınlara özellikle bakmak lazım. Anadolu'nun pek çok yerinde kadınlar zaten yıllardır başlarını bağlardı ancak farklı bağlama biçimleri bu topraklardaki mozaiği yansıtırdı. Anadolu'nun zenginliğiydi bu. İnsanlar ayrışırdı bu sayede.Şimdi 'Şulebaş' diye tabir ettiğimiz model köyleri bile esir almış durumda. Tıpkı apartmanın medeniyet olduğunu düşündükleri gibi, sırf Hayrünnisa Gül ve Emine Erdoğan başını bu şekilde bağlıyor diye geleneklerini, köklerini terk etmeye başlamış Anadolu kadını. Herhalde 'idol' Erdoğan'a olan koşulsuz bağlılık bu tektipleştirmeye yol açıyor. İlerici ve medeni olanın bu 'Şulebaş' denen sıkmabaş olduğuna inanılıyor. Soner Yalçın'ın Hürriyet'te yayımlanan bir yazısı 'Şulebaş'ın kodlarını çözmemize yardımcı olacak (3 Şubat 2008).Ağabeyinin telkiniyle Nurcular'ın arasına katılan, aslında son derece ilerici ve başı açık biri olan Şule Yüksel Şenler giderek bağnazlaşmış, en sonunda da kara çarşafa girecek kadar dünyadan kopmuştu. Dahası, Şenler'in başını bağlaması da tamamen 'mahalle baskısının' ürünüydü. Ağabeyinin ricasıyla katıldığı tarikat toplantılarında ojeli parmakları ve modern giysileri başkaları tarafından eleştirilince başını -kendini zorlayarak- örtmeye başlamış Şenler...Zamanında Ermeni bir terzinin yanında çalıştığı için de eli kumaşlarla tasarım yapmaya yatkındı. Bugün Erdoğan ve Gül 'lady'ler tarafından benimsenen 'Şulebaş' şekli de ayna önünde geçirilen uzun seansların sonunda ortaya çıkmış. Güya şık, güya estetik, güya farklı olsun diye... Oysa 'Şuleba' tektipleşmenin, Anadolu kültürünün ölümünün, gericiliğin simgesidir. Rize'den bir süre Türkiye'nin CHP'li belediyeler dışındaki illerine gitmeme kararı ve bu ülkenin geleceğine dair fazlasıyla karamsar hislerle döndüm AKŞAM Gazetesi yazarı Oray Eğin Oray Eğin'in haftalık yayımlanan Şalom gazetesine yazdığı 'Benim Yahudi Kökenim' yazısı çok tartışılacağa benziyor. Bilindiği gibi Şalom, 360 Derece köşesinde Yahudi cemaati dışından ünlü gazetelere sayfalarını açıyor ve 'konuk yazar' olarak ağırlıyor... İşte Oray Eğin'in yazısı: “Gazze krizinin patlak verip, Türkiye’de kimilerinin toplu bir histeriyle antisemitizm kıyılarında yüzmeye başladığı günlerde İslamcı İnternet sitelerinden biri benim epey yaratıcı bulduğum mizahi bir üslupla hedef almış, “Yalan haber servisi” imzalı bir haber yapmıştı. İsrail lehine yazılarımın sonuç verdiğini ve dünyaca ünlü The Jerusalem Post Gazetesi’nden yazarlık teklifi aldığımı duyuruyorlardı. Hatta yazı periyodumu bile belirlemişlerdi. Haftada bir gün, Pazartesileri yazacaktım. Bir İsrail gazetesinde yazacak ilk Türk olmamın yanısıra kısa süre içinde Tel Aviv’e taşınacağımı bile öğrenmişlerdi... Vay be! Türk gazetelerine yazarken iki şeye dikkat etmek gerektiğini öğrendim: Birincisi, evrensel bir problem ve Susan Sontag’ın teşhis ettiği metaforlarla anlatmanın zorluğu, hatta imkânsızlığı. Metaforlar insanı yanıltmaya çok müsait. Diğer problem daha çok bize özgü: İroniden anlamıyorlar. Bu Jerusalem Post meselesinin de nereye vardığını tahmin etmeniz için söylüyorum: Birileri benim çok yaratıcı bulduğum bu şakaya fena halde itibar etmiş, ciddiye alıp haberi yaymıştı. Hayır, beklendiği gibi The Jerusalem Post’tan teklif gelmedi maalesef. Tel Aviv’e de yerleşmedim, işin aslı İsrail topraklarına hiç adım basmadım. Çok istememe rağmen bir türlü organize olamadık; “ne de olsa çok yakında bir gün gideriz” diye bir köşede tutulan şehir oldu kaldı. Ama başka bir şey oldu... Bu haberin çıktığı sürede pro-İsrail yazıları kaleme alan iki-üç kişiden biriydim Türk basınında. Çeşitli yayın organlarında hepimize ağır hakaretler ediliyor, belaltı saldırılar tercih ediliyordu. Kuşkusuz, onlara göre büyük hakaret olan bu saldırılardan biri de benim aslında bir Yahudi olduğumdu. Yazılarımın herhangi bir ırka mensup olmakla ilgisi yoktu, ben mantığın ve aklıselimin yolunda yazdığımı düşünüyordum. Kısa süre sonra ben ve benim eksenimde yazanlar marjinallikten kurtuldu gerçi, basında daha sağduyulu yazılar artmaya başladı. Neyse, Jerusalem Post gibi “O bir Yahudi” ithamından da hiç gocunmadım, bilakis hoşuma gitti. Gerçi “O aslında bir Yahudi!” diye birilerini kendilerince damgalamak Türkiye’de dönem dönem tekrarlanan ve dış ilişkiler konusunda milliyetçi hezeyanlardan sıyrılanlara karşı alışkanlık halini aldı. Dediğim gibi ben gocunmuyorum. Ve hoşuma gidiyor. Ve bugün çok büyük bir itirafta bulunmak istiyorum: Ben aslında bir Yahudiyim. Hayatım boyunca hiçbir dinin mensubu olmadım, tanrı inancım tartışmalı, kendimi herhangi bir dine ait görmedim ama Yahudilikle bir gönül bağım olduğunu inkâr edemem. Daha küçük bir çocukluktan itibaren her zaman en yakın arkadaşlarım Yahudi’ydi, ama daha da önemlisi benim Yahudi kökenlerimi oluşturan insanlar. Woody Allen külliyatında harcanan saatler: “Annie Hall”, “Manhattan” ve “Sleeper”ı izlemek, çözmek için. Leonard Cohen’in bütün şarkı sözlerindeki referansları, özellikle de “Hallelujah”ı anlayabilmek için Eski Ahit okumaları. Bu “There’s Music on Clinton Street” dizesini duyduktan sonra Lower East Side’da Clinton St.’de dolaşmak gibi bir tecrübe. Biz ona kısaca Zimmerman deriz: Bob Dylan’ın yıllar süren arayışlarına ucundan kıyısından seyirci olmak. Son zamanlarda kendi kuşağımın en büyük sinemacılarından biri olduğunu düşündüğüm Seth Rogen’a duyduğum giderek artan hayranlığım. Bu çok bilinen örnek ve binlerce başkası insanı Yahudi yapmaz da ne yapar? Doğrusu bu “kendi kendine kazanılmış” Yahudiliğim bana zaman zaman –Woody Allen’dan da aldığım güçle– “political incorrectness”ın sınırlarında kimi şakalar yapabilme şansını da tanıdı: Bir arkadaşımıza New York uçuşu esnasında ‘kosher’ yemek yazdırmıştık! Ama yine bu kendi kendine kazanılmış Yahudilik sayesinde sinagogların bombalandığı gün İstanbul sokaklarında kafamda yarmuckle’ımla dolaşıp bakışlara muhatap olma gücünü de verdi. O günü unutmayacağım. Bugün de Şalom’da ironi düşmanlarıyla savaştığım için kendimi şanslı sayıyorum.”
TASARIM !rizepazar.net 3.26
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."İçerik Özet: Köşe Yazıları Yöremizi Yazanlar Rize'lileri Aşağılayan Yazıya Cevap Geldi Rize'lileri aşağılamaya dönük kaleme aldığı yazı ile tüm Rize'lilerin tepkisini çeken söz de yazara cevap Fatih Sultan Kar'dan geldi...Ayrıca yazar bir yazısında "Benim kökenim Yahudi" demişti...İşte şok edici ayrıntılar oray eğin |
|||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|